Dün akşam İtalya’nın ünlü
stadyumlarından San Siro’da, İspanya ile Fransa arasında UEFA Uluslar Ligi finali
oynandı. Tadı damaklarda kalacak bir mücadeleydi. İlk yarıda oyunu domine
edemese de İspanya üstündü. Fazla pozisyon yoktu, ancak taktiksel açıdan çok şey
barındıran bir ilk devreydi. Fransa üçlü savunmayla maça çıktı ve bunun
faydasını ciddi şekilde gördü. İspanya ataklarında en önemli rolü oynayan isim
Ferran Torres’ti. Ancak etkili olmaya çalıştıysa da Fransa savunması geçit
vermedi. Fransızlar gerçekten hem alan hem de oyuncu markajını çok iyi yaptı.
İspanyolların güçlü ve bitirici bir forveti olsa, Fransa’nın vermediği alanı
dişini tırnağına takarak kendi açardı. Fransa ise gerçekten çok güçlü futbolculara
sahip. Özellikle orta saha ve defansta oldukça sağlam kaldılar. İspanya asla
EURO 2020’de Slovakya, İsveç gibi takımlara karşı oynadığı dominant futbolu
sergileyemedi. Topa rahatça sahip olamadılar. İlk yarı genelinde iki takımın da
hem ön alanda hem de topa sahip olan futbolcuya bunaltıcı baskıları vardı.
Mesela Ferran Torres topu ayağına aldığında çevresinde 2 veya 3 tane Fransız
futbolcu görünüyordu. Aynı şey Fransız futbolcular için de geçerli. Fransızlar
ileride baskı yaptığında İspanya’da Azpilicueta-Garcia-Simon-Laporte-Alonso pas
beşgeni oluştu. İkinci yarıda ise çok tempolu bir futbol vardı. İki takım da
futbolun tüm güzelliklerini yeşil sahada sergiledi. Tam bir şölen vardı. Önce
Theo Hernandez’in vuruşu üst direkten döndü. 30 veya 40 saniye sonra da Sergio
Busquets’in nefis pasıyla topla buluşan Oyarzabal düzgün bir vuruşla ağları
havalandırdı. Bu pozisyonda Oyarzabal’ın yanında yer alan Upamecano çok
amatörce savunma yaptı. İlk yarıda sakatlanarak oyundan çıkan Varane orada olsa
pozisyonu kesebilirdi. Upamecano hamle yapmakta tereddüt etti ve İspanya golü
buldu. Busquets’i de takdir etmek gerek. Top kapıyor, oyun kuruyor, güzel paslar
atıyor. Değeri tam olarak verilmeyen futbolculardan bir tanesi. Golün ardından Fransa
santrayı yaptı ve 30-40 saniye içerisinde Karim Benzema dillere destan bir gol
attı. Ceza alanının sol köşesinden vurdu. Top falso aldı. Kaleci Simon’un ufak
müdahalesi bu golü önlemeye yetmedi. Bir sonraki gol gelene kadar iki takım da iyi
ataklar yaptı. Ardından güncel olarak dünyanın en kıymetli futbolcusu Kylian
Mbappé sahneye çıktı ve Fransa 2-1 öne geçti. Geriye kalan dakikalarda İspanya
baskısına Fransa iyi direndi ve ara sıra pozisyonlar buldu. Son dakikaya kadar
İspanya’nın umudu tükenmedi. Denediler, denediler ama başaramadılar. Bunda
Fransa’nın kalecisi Hugo Lloris’in büyük payı var. Özellikle Sarabia’nın vuruşundaki
kurtarışı Fransa’ya kupayı getirdi. Son düdük çaldığında kazanan Fransızlar
sevinçliydi. Kaybeden İspanyollar ise üzgün değildi, umutluydu. Bu genç ve
güzel futbol oynayan takım gerçekten çok büyük gelecek vaat ediyor. Luis
Enrique yönetimde girilen yeniden yapılanma süreci sonuç vermeye başladı. Son dünya
şampiyonuna karşı asla dağılmadılar. Fransa ancak yıldızlarıyla sonuca
gidebildi. En son final sahnesi geldi: Kupayı kaldıran ve eğlenen Fransızlar.
Cruyff 1974 Dünya Kupası’nda harika bir performans göstererek takımının başarısında önemli rol oynadı. Ama Hollandalı yıldız 1978 Dünya Kupası’na katılmama kararı aldı. Cruyff’un bu kararı hâlâ spekülasyonlara konu olmaya devam ediyor. O dönemki iddialardan bir tanesi, Johan Cruyff’un Hollanda Futbol Federasyonu ile bonuslar konusunda anlaşamadığıydı. Bir başka iddia ise Cruyff’un arkadaşı gazeteci Jordi Finestres’e aitti. Ona göre Cruyff, Arjantin’deki Jorge Videla diktatörlüğünü protesto etmek için dev turnuvaya katılmamıştı. Avrupa’daki insan hakları kuruluşları kupanın Arjantin’de yapılmaması için kampanyalar yapmıştı. Ancak Cruyff, Peru gazetesinin eki Deporte Total’e verdiği röportajda “Bu yüzden değildi. Siyasi nedenlerden dolayı olsaydı Franco diktatörlüğü sırasında İspanya’da asla oynamazdım. 1977’de millî takımdan emekli olduğumu duyurmuştum. Yoruldum, zamanımı doldurmuştum.” dedi. 2008 yılında ise Catalunya Ràdio’da kupaya katılmama nedenini açıkladı. Dünya Kupası’ndan önce ...
Yorumlar
Yorum Gönder